22 Kasım
Adı "Blanche" (dişiler için "beyaz" demek Fransızca),
kendi siyah otelin temizlik görevlisinden güzel bir hatırlatma:
Serena kadıncağızın yeni temizlediği yere yemek tabağını
boşalttıktan sonra ben kızınca: "Sağlığı yerinde ki
yaramazlık yapıyor, eğer bir çocuk büyükler gibi davranırsa
asıl o zaman problem vardır" demez mi?
Evet, belki bildiğimiz
ama gündelik koşuşturmanın içinde çoğu zaman unuttuğumuz
basit bir gerçek. Çocuk çocukluğunu yapacak. Nokta!
Gerçekten de insanın ne zaman kimden ne öğrenebileceğinin asla sınırı yok. Ve ben yaşamı işte tam da bu yüzden seviyorum.
Bugün Blanche ile aramdaki bu diyalog, Sri Lanka'daki 3 ayımda bana can yoldaşlığı eden ev sahibemiz/komşumuz Shanthy ile bir anımı hatırlattı. Ben 10 aylık Serena'ya sanki yemek adabı öğretecekmişim gibi yine illa mama sandalyesinde otursun da yesin diye çocukla çocuk olup inatlaşa inatlaşa yemek yedirmeye çalışırken, bizi bir ucube seyreder gibi izleyen Shanthy "bebekler oyun oynayarak yemeği, bir de yerden yemeği daha çok sever" deyip ağlayan Serena'yı mama sandalyesinden kaldırıverip yere koymuştu. Yere inince kızımın gözlerindeki mutlulukta kendi modernite duvarıma çarpmıştım. Bir anda kimi Batılı toplumlarda, mesela Fransa'da çocuklarına fazla "otoriter" ve "modernist" davranmakla eleştirdiğim ailelerle aynı yere düştüğümü fark edip şaşırmıştım kendime. Gerçekten de Sri Lanka'da çocukların çocuk olma hallerini bize göre daha rahat kabul ediyorlardı sanki. Hatta işi belki biraz da abartıp çocukları ağlatmamak gibi bir kültürleri vardı. Ben ilk başta bunun Shanthy'nin o yumuşacık kalbiyle ilgili zannetmiştim. Mesela bir seferinde gece 11 gibi sanırım gaz sancısından ağlayarak uyanan Serena'ya gaz masajı yapıp, acaba dişi mi tuttu diye düşünerek diş ilacı sürmekle uğraşırken, normalde o saatlerde bilmem kaçıncı uykusunda olan Shanthy hangi arada uyanmış da penceremizde bitmişti anlayamamıştım.
Sonra yine bir akşam ben bir yandan yemek hazırlamaya çalışırken bir yandan da emekleye emekleye mutfakta mızlanarak etrafımda dolaşan Serena'dan dolayı elim ayağıma dolanmış bir tabak kırmıştım ve artık sinirlenip Serena'ya bağırıyordum ki Shanthy "bir ses duydum, her şey yolunda mı, yardım edeyim mi" diyerek ta komşunun evinden uçarak bizim kapıya gelmişti (ama sinir küpü Selen o anda bırak kadına teşekkür etmeyi kendi kendine "Yav kendi evimde kendi çocuğuma da kızamayacak mıyım? " diye söylenmeyi de ihmal etmemişti...)
Meğersem ki bu bebeklerin ağlamasına dayanamama hali sadece bizim Shanthy'ye özgü bir durum değilmiş. Daha sonra orada bir yardım kuruluşunda çalışan Kanadalı bir ailenin anlattıkları da bende bu meselenin daha sosyal bir olgu olduğu kanısını güçlendirdi: Şimdi bir seferinde anne, kendi annesiyle beraber uyku eğitimi kapsamında çocuğu yatağa yatırmışlar kapıdan da "pış, pış, pış" diyerek çocuğa kendi kendine uyumayı öğretmeye çalışıyorlarmış. Bu sırada evde bulunan yardımcı, "Madame baby crying, baby crying" diye bağıra çağıra arkalarından zıpkın gibi bulunduğu yerden fırlayıp iki kadının kapı önündeki barikatını aşıp yatağında ağlamakta olan bebeği kucağına alıvermiş, bir çuval inciri mahvettiğinin farkında bile olmadan...
Sonra başka bir gece de yine uyku eğitimi kapsamında uyanan bebek yatağından alınmadığı için ağlamaya devam ederken, kapıdaki güvenlik görevlisi sonunda ev sahibine mesaj atmış: "Not wake up? Baby crying!"
Farklı toplumların çocuk algıları, onlara yaklaşımları, eğitim farklılıkları başlı başına ayrı bir inceleme konusu ve bir gün daha çok vaktim olduğunda bunu daha fazla araştırmak isterim, şimdilik sadece naçizane gözlemliyorum. (Bu arada aklıma geldi, master tezimi yazarken acaba neresi işime yarar diye göz attığım Tarih Vakfı'ndan çıkmış Toplumsal Tarih'te Çocuk kitabı vardı, şimdi yeniden bir de göçebe annenin gözüyle yeniden bakmak epey ilginç olabilir...)
Neyse Hint Okyanusu'ndan Atlas Okyanusu'na bu iki güleç yüzlü esmer kadına bizi bize getiren hatırlatmaları için teşekkür edip bu yazıyı da burda noktalayalım o zaman....
TEŞEKKÜRLER SHANTHY!
TEŞEKKÜRLER BLANCHE!
TEŞEKKÜRLER BLANCHE!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder