6 Aralık 2012 Perşembe

Yok bu atletizm bana göre değil!

2 Aralık 2012

Kamerun'a daha adımımı atar atmaz beni hayli şaşırtan ilk görüntü havaalanından gelirken yol boyunca koşan kadınlar ve erkeklerdi. Önce İstanbul - Kazablanka arası 5,5 saat uçuş, sonra Douala'da yolcuların inip, diğer yolcuların binmesi için 1 saat bekleyiş ardından yeniden kalkış derken bilmem kaç saat, hem de kucağında diş çıkardığı için arada huysuzlaşabilen bir bebekle süren o yorucu yolculuk sonrasında göz kapaklarımı zor açık tutarken beni aşmıştı sabahın beş buçuğunda hava falan aydınlanmadan deli gibi koşup durma hali...

Derken geldiğimizin 2. haftasonu Pazar sabahı "Ohh bir güzel uyku çekeriz (tabi Serena ne kadar fırsat verirse) diye düşünürken bir garip sese uyandık. Adamın biri elinde mikrofon sanki odanın içinde feryat ediyor. Neyse geçer herhalde biraz daha deneyelim uyumayı falan dedik ama olacağı yok. Kalktım baktım ki, karşımızdaki cadde yine trafiğe kapanmış (geçenlerde de devet başkanları gelecek diye kapanmıştı). Bu sefer CAMTEL (Kamerun Telekom) önünde sahne kurulmuş, bir olimpiyat havasında, her yerde siyahi koşucular... meğersem maraton varmış. Evet sporu severim, olimpiyatlarda siyahi sporcular rekor üstüne rekor kırınca biraz da tarihsel olarak ezilmişlerin yanında olma duygusuyla ben de sevinirim ama hayır sabahın köründe benim gibi sabah uykusunu seven birine göre değil... derken aklıma işgüzar bir beden eğitimi öğretmeninin gazabına uğrayıp da hüsranla sonuçlanan atletizmle kısa süren flörtüm geldi: Ortaokul 1. sınıftayız, takımda eksik varmış sabah bizi koşturdular, ben de ne bileyim bir şekilde birinci geldim, dediler toparlan yarışmaya gidiyoruz, iyi güzel, yolda hoca "engelli koşuda eksik var, sen onu koş"demez mi, iyi tamam da nasıl? İşte ayağını şöyle kaldır, böyle zıpla, derken daha ısınma turlarında kendimi Darüşşafaka'nın toprak pistinde bir yanımda devrilmiş engel, diğer yanımda bana sırıtarak bakan diğer genç sporcular, iki seksen yatar buldum. O şapşallıkla elimi de doğru düzgün koyamamışım, yüzüm fena halde yaralanmış, revir mevir derken eve hem geç (malum cep telefonu da yok o yıllarda) hem de morarmış bir suratla gidince bizimkiler fena telaşlanmıştı... O zamanlar bunun pek üstünde durmamıştım ama şimdi aklıma gelmişken, belki de artık bir anne olduğum için bunun o beden eğitimi öğretmeninin nasıl da büyük bir sorumsuzluğu olduğunu fark ettim. Hadi fiziksel olarak kalıcı bir yaralanma olmadı, acaba ergenlik çağında bir kızda psikolojik etkisi olmuş mudur bu olayın? Bilemeyiz.


Beni eski günlere götüren bu Pazar sabahında felaket tellalı gibi böyle saatlerce bağıran amca benim bir türlü anlayamadığım Fransızcasıyla bir şeyler haykıra dursun, neyse ki iki-dilli Kamerun'da amcadan fırsat buldukça İngilizce bilgi veren ablamız sayesinde biraz daha neler olup bittiğini, maratonun güzergahını, hangi binaların önünden geçtiklerini öğrendim. Ardından bangır bangır çalınan güzel Afrika müzikleriyle de artık iyice ayılmış olarak ailecek dans ettik, atletizm tarihinin kara yıldızlarına selam ederek bir güzel kurtlarımızı döktük evin içinde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder