Yazılacak konular birikti. Bu işin bir deadline'ı, başımda yazı işleri müdürü, e haliyle para veren de yok motivasyon eksik diyeceğim ama vallahi bundan değil. Bu aralar doktora yeterlilik sınavı için hazırlanmaya çalıştığımdan ve bu yoğunluk tam da Serena'nın okuldan eve daha erken döndüğü Temmuz ve okulun tamamen kapalı olacağı Ağustos ayına denk geldiğinden biraz zaman düzenlemesi yapmam gerekiyor. Bu aranjman benim gece 1 buçuk sabah altı buçuk uykusu ile günü kotarmaya çalışmam şeklinde oluyor mesela. Mevcut her boş anımı makale okuyup notlarımı toparlamaya ayırmalıyım. Aksi gibi de yazacak bir dünya şey oluyor (mesela iki hafta önce Port Antonio ve Kingston yolculuğu yaptık. Geçen hafta sonu da Jamaika'nın en büyük Festivali olan Reggae Sumfest vardı, hem de evimizin dibinde). Oysa ben daha Blue Mountain'daki Paskalya tatilinin devamını (ki en heyecanlı kısmı oydu) bile yazmayı bitirip bloga koyamamışım. Bir de Rastafari hareketi/yaşam biçimi, Jamaika yemek kültürü, Jamaikalıların patois (yerel dilleri), burada eğitim ve sağlık işlerine kendini vakfetmiş bir STK kurucusu ile yaptığım söyleşi, Serena'nın gelişimsel değişimleri (2 yaş krizleri bitti, kimse söylememişti meğer level atlanıyormuş, artık nurtopu gibi 3 yaş krizlerimiz ve bunlarla baş etme çabalarımız var), paralel yapının Jamaika'ya ulaşan kolu (nam-ı diğer yakında Jamaika'da açılacak olan Türk okulu) ... vs derken liste uzayıp gidiyor...
Neyse olacak hepsi bir gün yazılacak. Sakin.
Hem iyi şeyler de oluyor, mesela yanında ben olmadan uyumayan Serena artık sadece babasının ona kitap okuyarak uyutmasını kabul etti. Önceden de genelde akşamları Jérôme okuyordu kitap ama (uzun süre emerek uyumaktan kaynaklı bir alışkanlık olarak memeyle temas etmek istediğinden) ben de yanında malak gibi yatmak zorunda kalıyordum. Neyse 3 yaşında olunca çocuklar artık memeyle oynamazlar diyerek bu konuyu kapattık şimdilik. Bir de ev işlerine yardımcı Ionie hemen her gün birkaç saatliğine de olsa geliyor ve her gün toz toprak içinde kalan evin temizliği ve bulaşık makinesi yokluğundan kaynaklı yığılan bulaşıklar gibi konularda beni hayli rahatlatıyor. Serena hâla bakıcı diye bir olaya o kadar yabancı ki onunla vakit geçirmesini sağlayamadım ama en azından yemek ve Serena'yla ilgilenmek dışında pek ev işi kalmıyor bana, bu da hiç fena değil.
Biraz evvel de Belgrad Ormanları'nın nasıl parka dönüştüğüyle ilgili uzun süredir orada trekking yaptığından oraları iyi bilen Kamil Eser'le yapılan röportajı ('Belgrad Ormanı parka dönüşüyor' )okuyunca bugün Ionie'yle yaptığım sohbeti hatırladım. Aktarayım kısaca.
-Havalar gittikçe sıcakladı, daha da sıcaklayacak mı ki Ionie? Ne zamandır yağmur da yağmıyor, hani yağmur mevsimiydi?
-Ağaçları kesiyorlar ondan herhalde. Geçen sene de pek yağmamıştı.
-Benim ülkemde çok kesiyorlar da burada da mı çok kesiyorlar ağaçları, ben görmedim pek?
-Kesiliyor çok.
-???
Şaşırıyorum... zira gördüğüm en yeşil memleketlerden biri Jamaika...
Seviniyorum... kişi başına en fazla kilisenin olduğu (konuştuğum kişi de her hafta düzenli kiliseye gidiyor mesela) bir ülkede yağmurun doğaüstü bir mevzuyla alakası olmadığını sokaktaki adam/kadın biliyor. Fazla mürekkep yalamakla, alim olmakla ilgisi yok bu işin. Muhtemelen doğayla hâlâ yakın ve doğrudan bir ilişki içinde olduklarından biliyorlar, seziyorlar.
Üzülüyorum... (mesela okuma yazma oranı çok daha yüksek olan) bizim memlekette para ve koltukları (ha bir de bir halt anlamadan körü körüne inandıkları ya da inanıyormuş gibi yaptıkları dinleri) dışında hiçbir şeyle, ne doğayla, ne insanla, ne de hayvanla doğrudan ilişki kuramayanların bir yandan ağaç kesip bir yandan yağmur duasına çıktıklarını hatırlayıp...
Neyse bak yine sinirleniyorum, iyisi mi size günaydın, bana iyi uykular...
Günün şarkısı da bir süredir Serena'yla dilimizden düşmeyen "Kestane, gürgen, palamut altı yaprak üstü bulut, gel sen burda derdi unut orman ne güzel ne güzel!" olsun madem...
Neyse olacak hepsi bir gün yazılacak. Sakin.
Hem iyi şeyler de oluyor, mesela yanında ben olmadan uyumayan Serena artık sadece babasının ona kitap okuyarak uyutmasını kabul etti. Önceden de genelde akşamları Jérôme okuyordu kitap ama (uzun süre emerek uyumaktan kaynaklı bir alışkanlık olarak memeyle temas etmek istediğinden) ben de yanında malak gibi yatmak zorunda kalıyordum. Neyse 3 yaşında olunca çocuklar artık memeyle oynamazlar diyerek bu konuyu kapattık şimdilik. Bir de ev işlerine yardımcı Ionie hemen her gün birkaç saatliğine de olsa geliyor ve her gün toz toprak içinde kalan evin temizliği ve bulaşık makinesi yokluğundan kaynaklı yığılan bulaşıklar gibi konularda beni hayli rahatlatıyor. Serena hâla bakıcı diye bir olaya o kadar yabancı ki onunla vakit geçirmesini sağlayamadım ama en azından yemek ve Serena'yla ilgilenmek dışında pek ev işi kalmıyor bana, bu da hiç fena değil.
Biraz evvel de Belgrad Ormanları'nın nasıl parka dönüştüğüyle ilgili uzun süredir orada trekking yaptığından oraları iyi bilen Kamil Eser'le yapılan röportajı ('Belgrad Ormanı parka dönüşüyor' )okuyunca bugün Ionie'yle yaptığım sohbeti hatırladım. Aktarayım kısaca.
-Havalar gittikçe sıcakladı, daha da sıcaklayacak mı ki Ionie? Ne zamandır yağmur da yağmıyor, hani yağmur mevsimiydi?
-Ağaçları kesiyorlar ondan herhalde. Geçen sene de pek yağmamıştı.
-Benim ülkemde çok kesiyorlar da burada da mı çok kesiyorlar ağaçları, ben görmedim pek?
-Kesiliyor çok.
-???
Nanny Şelalesi'ni keşfetme yolunda yeşillikler bizi bizden alırken dilimizde "kestane gürgen palamut" türküsü... (ne güzel havaalanı yapılır di mi buraya!!!) |
Şaşırıyorum... zira gördüğüm en yeşil memleketlerden biri Jamaika...
Seviniyorum... kişi başına en fazla kilisenin olduğu (konuştuğum kişi de her hafta düzenli kiliseye gidiyor mesela) bir ülkede yağmurun doğaüstü bir mevzuyla alakası olmadığını sokaktaki adam/kadın biliyor. Fazla mürekkep yalamakla, alim olmakla ilgisi yok bu işin. Muhtemelen doğayla hâlâ yakın ve doğrudan bir ilişki içinde olduklarından biliyorlar, seziyorlar.
Üzülüyorum... (mesela okuma yazma oranı çok daha yüksek olan) bizim memlekette para ve koltukları (ha bir de bir halt anlamadan körü körüne inandıkları ya da inanıyormuş gibi yaptıkları dinleri) dışında hiçbir şeyle, ne doğayla, ne insanla, ne de hayvanla doğrudan ilişki kuramayanların bir yandan ağaç kesip bir yandan yağmur duasına çıktıklarını hatırlayıp...
Neyse bak yine sinirleniyorum, iyisi mi size günaydın, bana iyi uykular...
Günün şarkısı da bir süredir Serena'yla dilimizden düşmeyen "Kestane, gürgen, palamut altı yaprak üstü bulut, gel sen burda derdi unut orman ne güzel ne güzel!" olsun madem...